16 Temmuz 2017 Pazar

Heidi Elbiseleri 2

Baslamadan;
bayramin hemen öncesinden beri Küçük Ev deyim. Internet erisimim yok. Lakin misafirim, denizim, rüzgarim cok bir yaz geçiriyorum.
Kavusmalar, ayriliklar, geziler, küçük mutluluklar, zor geçen kisin tortusunu içimizden atma çabasi günlerimizi dolduruyor. Sahildeki kafe den size ulasmak icin bir firsat buldum ama sayfalarinizi acamiyorum. Çoktan beri göremedigim, kapisini calamadigim icin vicdan azabi ceken komsunuz gibiyim.
Henüz buraya gelmeden hazirladigim paylasimlarimi okurken bunu bilmenizi istedim.
Bakmayin kusuruma. Yine gelin, hep gelin olur mu?
Söz,  telafi edicem ;))

                                            *~*~*~*~**~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*

Izniniz olursa simdi sizi böyle alayim :


Bir ayıcıkla, 



bir de kızgın kuşla bakalım kendisine. Kıskançlıktan öyle bakıyor bence :)



Yine sevimli aslanlar ve örgü robadan ibaret bir küçük elbise



ve diğerleri.....


Pembeler, turuncular, çiçek bahçesi etekler :) 


Elma elma düğmeler.

( Ne güzel masallar yazar Nurdan'ım bunlara )


Bitti mi? Bitmedi fakat bu yazı çok uzadı.
Kalanı bir sonraki buluşmamızda olsun.


Bu arada;




"Tanıştırayım, adı  Laila.
80 lerin başında, uzaklardan gelmiş.
Kendisi ömrünün son 28 yılını benimle geçirdi.İyidir,hoştur da laf aramızda biraz inatçıdır.
Bu yüzden arada birbirimize kızsak da, genelde iyi anlaşırız.
Öyle ki kaç defa işinden istifa etmeye, bırakıp gitmeye kalktı sayısını unuttum.
 Her defasında ne yapıp ettim, bu ayrılığa izin vermedim.
Parçaysa parça. Bulunmadı mı, kaynak. Yok o da mı kırıldı, çıkma. Olmadı, çakma...
Birlikteliğimiz böylece sürüp gidiyor.
Hele son zamanlarda pek bir samimi olduk. Bir nazarlık mı taksam ne ?"

Diye anlatmışım size sevgili arkadaşımı.

Son günlerde yine pek sıkı fıkıyız.
 Lakin, ona methiye düzecek halim kalmadığından, kendisinin de buralardan gelip geçmişliği varken,
buldum getirdim eski yazıyı.

Siz de eşyalarınızla duygusal bağlar kuranlardan mısınız benim gibi ?
İsim verir misiniz çantaya, ayakkabıya
Bak merak ettim şimdi :))





21 Haziran 2017 Çarşamba

Tüm Dünyayı Kucaklamak İstedim, Kollarım Yetişmedi











En sevdiğim şairin, en sevdiğim şiiri  yakıştı bence bu ayıcıklara.

Kucak açıp bekleyenleriniz, kavuşmalarınız çok olsun dostlar.


16 Haziran 2017 Cuma

Heidi Elbiselerim 1

Ramazan ayı gerçekten çok bereketli dostlar.
Bkz. BEN !

Evden cıkmadığımdan mıdır? mutfağa iftara yakın saatler haricinde uğramadığımdan mıdır ? nedir,
bir vakit bolluğu yaşıyorum ki anlamak mümkün değil. Uyku ile de aram çok iyi değildir zaten.

Sair zamanlar çoğu vaktimi yeme içme mi alıyordu acaba?
Duyan da masa başından kalkmıyor, somunu elden düşürmüyorum sanır.
Yok valla. Her şeyle doyar, taştan yumuşak ne varsa yerim elhamdülillah.

İşte bu vakit bolluğunda bir yumruk kadar ip, bir parça kumaşla yeni yeni bebek-çocuk elbiseleri,
tek parça örülüp dikişle şekillendirilen ayıcıklar hazırladım.

Kimi eş dost yakınına kimi  de kimin kısmetine olursa.
Sevgi Battaniyesi olur, hayır kermesleri olur, Lösev Serçev.... Ben de adres mi yok :)



Öyle de kaldı. Hani," ne iş yapıyorsun" diyen arkadaşlara, Heidi Elbisesi. desem.
Kimde " o ne ola ki? " demez.

*****
*Bir Aslan Miyav Dedi*
Ne şirin bir kumaş değil mi? Çok sevdim, bir model de daha kullandım.
Merserize ip, tahta düğmeler... Ay çok şirin oldu bu gerçekten.


*******



Biri tığ, diğeri şiş örgüsü.
Modeller bana ait. Diğer anlatımı ile ; uydurma.


Minik olan Fransa ya gitti. Dilek'in Paris Prensesine.
Güle oynaya giysin inşallah.




Efil efil , incecik tülbent gibi bir kumaşım vardı
Bir parça pamuklu ipim ve elbette zamanım.. O olmayınca olmuyor.

Sonunda tüm bunlar bana öyle iyi geliyor ki.

Evet, biraz az okudum son zamanlarda, az gezdim (mi acaba ? ), yaza merhaba etkinliklerini şöyle kenara attım. Ev taşıdık, düğün dernek derken..... Örgülerim yine avuttu beni.
Bu güzel ay bitmeden işlerim bitsin diye uğraştım durdum.

Haftaya yolculuk var Küçük Ev'e.

Zeytin ağaçlarına, iyota, maviye, komşulara, sabah kahvelerine, bayram ziyaretlerine kavuşmak var.

Belki içinizden oralarda yaşayan birilerine de.

Kim bilir?




11 Haziran 2017 Pazar

Sergi : "Küçük İşler"


Çankaya Belediyesi Etüt Merkezleri Çocuklarının "Küçük İşler" sergisi en son gittiğim sergilerden biriydi.
Abidin Dino Salonunda, gezerken, bakarken büyük keyif aldığım bir güzel sergi.


Dünyadaki her şeye çocuk gözü ile bakabilseydik keşke.
O zaman gördüklerimiz bize böyle rengarenk ve tekdüzelikten uzak gelecekti demek ki.

Ben hala çocuklarımın okul okul öncesi boyadıkları resimleri saklayan biriyim.
Baktığımda içimi tarifsiz bir huzur kaplar. 
Alp'in robotları, uzaylıları.. Korhan'ın yaz kış bacası tüten renkli evleri....
O sayfalardan her biri benim gözümde sevgi, neşe ve kocaman bir masumiyet saklar.

Bu sergiyi dolaşırken de aynı duygularla sarmalandığımı hissetmiştim.




Sanat yorumdan ibarettir bence de :))




Yumuk yumuk eller dert görmesin!



7 Haziran 2017 Çarşamba

Sokaklar-Mekanlar-Dostlar

Zaman içinde her şey değişebiliyor da, benim "sınav annesi" durumum değişmiyor dostlar.
Hani okullar bitti, yüksek lisanslar son sürat değil mi?
E, nedir bu benim sabahın kör karanlıklarında okul önlerindeki nöbetim?
Olsun, ben yine kendime bir güzel taraf buluyorum ya... 
Zaman zaman önünden geçip, kısa bir soluklanmak için uğramadığım yerler böyle zamanlarda sığınağım oluyor.


 
Kahve Durağı - Maltepe


Bu sevimli yeri de böyle bir zamanda buldum.
Sakinliği, şirinliği bir iyi geldi ki sormayın.
 Kitabımı okudum, dinlendim, "arkadaşlarla gelinebilir" listeme yazdım.



*********


 

Kale de dolaşıyorduk Roma döneminden kalma heykellerin kalenin duvarlarında kullanıldığını gördük.Hadi yaptınız bir hata, İyi güzel de kardeşim, hani uygun bir yer bulup şunları dik koyaydınız ölür müydünüz ? 

 

Ulus yenileniyor... Fazla mı yeni oluyor sizce de?

***********


Kızlarla ayda bir toplandık geçen kış.
Hatta geçen hafta sonu Eskişehir'e bile gittik.

Ben çocukken annemlerin de böyle günleri olur, her günde de mutlaka fotoğraf çektirirlerdi.
Siyah beyaz o fotoğraflarda kimi muzip pozlar verirdi. ( annem genellikle ağzına kurabiye atarken :)   ) Zaman zaman araya  çocukların doğum günleri sıkıştırılır, plaklar çalınır, göbekler atılıp kurtlar bi güzel dökülürdü. Çoğunun nasıl sıkıntıları olduğunu hatırlayınca öyle coşkulu eğlenmelerini şimdiki aklımla anlayamıyorum. Ne güzelmiş!

Günümüzde anı ölümsüzleştirmek bu kadar kolayken, biz hiç fotoğraf çekmiyormuşuz. 
Aklıma geldi, bundan sonra her toplantıya bir fotoğraf dedim kışın başında.
Onlardan biri bu fotoğraf. Nazan dayız, Gölbaşında.
(Bir sonrakinde unutmayım. Elimde bir kurabiye olsun. küçük parmak havada kuş kanadı ve ağız hafif açık )

**********


Bu kare de haftalar öncesinden.
Oyunun adına baktık, bunu bizim çocuklar yazmış olmalı, kesin çok güleriz dedik.
Ağlayarak çıktık :(

Siz ağlamayın hiç inşallah.
Yada sadece mutluluk doldursun göz pınarlarınızı.
Güzel Ramazan da güzel olsun her şey.




3 Haziran 2017 Cumartesi

Küçük Şeylerle Sevimli İşler



Burayı biliyorsunuz artık değil mi?
Demetevler Fatma Uçer Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi



Fatma Hanım, gelenleri taş üzerinden bile hissedilen sımsıcak bir tebessümle karşılıyor her daim.
 Gittiğimde usulca yanına sokulup, kulağına bir teşekkür fısıldıyorum kendisinin.

Bu defa gidiş nedenim yaşlılarımızın doğum günleri değil.
 Geçen yıllarda bir çok kez ayda bir gerçekleşen toplu doğum günlerine gidiyordum.
 Ben sayılarına göre hatta biraz da fazlaca hediyelerini hazırlıyordum. 
Başka gönüllüler, müzik ,dans gösterileri düzenliyor, hatta korolar bile

O gidişlerimden birinde el sanatları öğretmenleri sevgili Tuğba Hanım benden yaşlılarımız için el işlerinde kullanacakları malzemeler istemişti.
Hani ben de yedi düvele haber salıp hazırlığa girişmiştim.
İşte o günden sonra yünler, keçeler, incik, boncuk, ahşap ve kumaş boyaları... birikti de birikti. 


Evde bir klasör dolusu transfer için renkli fotokopiler,


sepet dolusu sevimli dekopaj peçeteleri vardı.

Hepsi derlendi toplandı ramazan öncesi huzurevimize bırakıldı.
Bir bardak demli çay, biraz sohbet, bolca teşekkür günün özeti.

Başlıkta da dediğim gibi;
Küçük şeylerle, sevimli işler benimkiler. Ay bir de ruha bir iyi geliyor ki, sormayın!


Hazır böyle demişken, geçen yayımda fotoğraflarda gördüklerinizi göndermeden çektiklerimi buldum :)
Edremit Huzurevi ne gidenler hani.
Onlara da hem hobi malzemeleri, hem anneler günü hediyeleri göndermiştim.






Duydum ki, hanidir yolumu beklerlermiş.
Birlikte yemek yiyelim, bir bardak çayın yanında hasret giderelim isterlermiş.
Davete icabet gerek elbet.
 Ne diyelim...  Kısmetse hele bir bayrama erelim de.....

Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler. Değil mi dostlar?


21 Mayıs 2017 Pazar

Gözler Böyle Gülünce



 Size de oluyor mu? Gözler böyle güzel gülünce benim kalbime bir şey oluyor. Gerçekten!
Ağlama isteği gibi. kuş olup oraya uçma isteği gibi bir şeyle doluyor içim.
Omuzlarında bizim el emeği şallarımız, arkadaki kitaplıkta üçer beşer toplayıp gönderdiğimiz kitaplarımız var. Ne güzel şey, bu kadar küçük şeylerle mutlu edebilmek birilerini


                                                                      Şapkanı, kolyeni., fuşya fularını severim ben senin :)


                                                                            Hep böyle gülsün yüzünüz inşallah.


8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN...
Edremit Kızılay Huzurevi'nden Sevgilerle...

Yazmışlar fotoğrafların başına.

Elime geç ulaştı ama sizinle paylaşmadan olur mu hiç? Olmaz elbette.
 
Geçenlerde sevgili "değmesinyağlıboya" ya misafir olup, paylaşmak ile ilgili bir yazı yazmıştım.
Orada anlatmaya çabaladığım, bir türlü tam ifade edemediğimi düşündüğüm duyguların fotoğrafı çekilmiş sanki diyorum baktıkça.






Evet, 8 Mart da onlara paketler yolladık.
Anneler Gününde de.
Henüz o güne ait bir şey gelmedi bana. Olsun.
Bizim acelemiz yok nasılsa. Gelince yine buradan bakar, gülen yüzlere şükrederiz.

Öyle değil mi?



Elini Uzat!


Senden beklenen çok bir şey değil aslında. Elini uzatman sadece. Gerçek anlamda buna hasret, sizi bekleyen insanlar var biliyor musunuz? Elbet biliyorsunuz, benimki de laf! Hep girmekten çekindiğin o kapılardan birini usulca açman gerek önce. Zor gibi görünen sadece bu. İnan bana! 
Sonra ne kadar yersiz bir heyecanla bugünü geciktirip durduğun için kendine kızacaksın biliyorum. Ben her yeni kapının henüz eşiğindeyken yaşıyorum bunu.
O kapıların önünden geçip duruyoruz hayatın soluksuz bırakan telaşı içinde. Ne vakit önünde duraklayıp, içeri girmeyi düşünsek, biraz çekiniyor, biraz da korkuyoruz galiba. Ne dersiniz? Yapmanız gereken sadece elinizi uzatmak oysa. 
Niye korkar ki bir insan bundan ? O elin mutlaka dolu olması gerektiğini düşündüğünden mi acaba? Bilmelisiniz ki, hiç bir el bomboş değildir aslında. Her el sahibinin sıcaklığını, şevkatini taşır gizli bir hazine gibi. 
Bıraksanız kalbiniz konuşur dünyadaki tüm canlıların anlayacağı bir lisanla. Buradayım, Der. Sana geldim...
Bana anlatacaklarını dinlemeye, unuttuklarımı kendime hatırlatmaya. Sahip olduğum şu anı seninle paylaşmaya, elini tutmaya, yalnız değilsin demeye.
Bu şehrin bir yerinde seni düşünen birileri var. Diğerlerini bilmem ama sen benim umrumdasın demeye Der.
Az şey midir bu? İnsanın ruhunu böylesine kolay hafifletebiliyor olması sizce de bir mucize değil midir?

Hayat çok değerli bir armağan. Yalnız kalışı, yoksunlukları ya da hastalıkları ile yaşarken bunu unutanlara ve elbette kendimize hatırlatmanın en güzel, en kolay yolu; elinizi uzatmak.
Yaşadım, biliyorum... Uzattığınız eli bırakmak istemeyecek sayısız yaşlı, çocuk, kadın var... 
Tebessümün dahi sadaka sayıldığı dinimde, birilerinin dilinden "yine gel" deyişini duymak, yolunuzun gözleneceğini bilmek ne güzel!
Korkmayın, utanmayın, ertelemeyin, küçücük bir adım atın. Yürüdüğünüz yol sizi dünyanın en güzel bahçelerinden birine götürecek. Bir gönle girecek ve hep orada kalmak isteyeceksiniz.

Anneler Gününün yaklaştığı bugünde size bir mektup yazmak istedim. Belki yolunuz bir huzurevinin önünden geçer. Belki bir hastane odasında evladının başında umutla bekleyen bir anneye rastlarsınız... Elinizi uzatmaya çekinmeyin diye.

Tülin

19 Mayıs 2017 Cuma

Düğünleri pek sevmem ama...



Aslında düğünleri pek sevmem. Çok duygulanırım bir kere.
Oyuna, halaya falan da katılmam. Öyle uymaz yakışmaz bir şey olur çıkarım ama bu defa başka.
Geçen hafta sonunda yeğenim evlendi. Düğünün sahibiyim desem yeri var :))

Küçücük bir ailem var zaten.
 Böyle güzel peri kızları ile genişliyor, büyüyor diye nasıl seviniyorum.

 Karmakarışık duygularla gittim Hendek'e. Annem görseydi, babam, abilerim...
Her birinin yerine bir ben vardım nöbetçi memur gibi.



Babalarını kaybettiğimizde Altuğ 2,5 yasında, Hande ise henüz bebekti.
Şimdi kendi yuvalarına uçan iki küçük serçeler benim gözümde.
Ağlamakla ve gülmek arası halim bu yüzden.




İşte benim çocukluğumdan beri bir kumbaraya her gün bir miktar anı atarcasına biriktirdiğim zenginliklerim.
Tanıyorsunuz aslında. Biri Sabiha ; yoncacıkincecik bloğunun sahibi. Annem ona yıllar önce böyle seslenirdi. Bloğuna isim ararken aklına gelmiş :)  Fuşya ceketli olan da Güler. 
Kaçıp kaçıp gelen. Ankara da tiyatro, konser, müze müze gezdiğim.
Kimi zaman uzak şehirlerde, kimi zaman aynı sokaklarda, okul sıralarında birlikte geçen 45 yıl...
Bir bahar günü ben Ankara dan, onlar İzmit den kalktılar, geldiler. 



 Nasıl mutlu oldum :)

Uğurlu, kademli olsun.
Pasta görüntüden ibaret olsa da, onların ağzının tadı hep gerçek olsun inşallah.