12 Kasım 2017 Pazar

Ekim Hasadı




Nursel Sökmen Bayram'ın "White Angels" Sergisini gezdik
  





 ***********









 'BOŞLUK' 

Hepimiz bir "boşluk" yaşıyoruz hayatta.
Göçler, ayrılıklar,uzaklıklar, maddileşen değerlerle değersizleşen insan yaşamı; 
boşluğun sardığı kocaman bir çemberin içindeyiz aslında.... Diye anlatılıyor serginin teması.









***********




Büyük şair Nâzım Hikmet’in ölümsüzlüğünün 54. yılı anısına hazırlanan resimlerden oluşan bir sergi bu.




Ressam Haydar Özay'ın 44 eserinin yer aldığı sergi, “Salkımsöğüt” ve “Masalların Masalı” gibi Nâzım Hikmet’in şiirlerinin resimsel yorumlarından, büyük şairin şarkılarının sözlerini yazdığı “Lüküs Hayat” operetinden yapılmış resimlere kadar uzanıyor.





**********

Ve çok beğendiğim bir tiyatro oyunu;

“Neyzen Deli mi, Veli mi…” 





3 Sergi  + 1 Tiyatro Oyunu  + 1 Müze... Ne kaldı?




5 Kasım 2017 Pazar

Bebek Hırkası



Ortaokul yıllarında böyle kızılderili esintili (!) bir kazağım ardı.
Neredeyse diğer tüm kazaklarım gibi onu da annem örmüştü. 
Çok severek giymiştim o pembe kazağı.

Öyle bilinen yakadan başlama bir hırka örecektim göya.
Hatta uslu uslu robaya kadar da örmüştüm bile.
Sonra upuzun bir yoldan, bir dolu hatıra,  pembe kazağımı da kollarından tutup getiriverdiler gözlerimin önüne.

Bu hırkanın onu hatırlatan iki yanı var. Biri üst kısmının haroşa örülmüş olması,
diğeri elbette saçakları.
İyisi mi, bir dahaki sefere birebir aynısı bir kazak öreyim ben. 
Olmuyor böyle "tut" diyen anının kuyruğu olmak canım!





Bir sahibi çıkana kadar, elime geçtikçe bana güzel günleri hatırlatmaya devam edecek.

Anne elinden giyinen, bayramlara sevinen, okul dışında rast geldiği öğretmenlerine yüz metreden başı ile selam çakan ne güzel çocuklardık.

Kasım ile gelen bu yeni mevsim güzelliklere açılan bir kış olsun.
Kimseler soğuktan üşümesin, aç açıkta kalmasın, karnı da kalbi de doysun inşallah.
Amin





31 Ekim 2017 Salı

8.Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası ve Sergiler


8.Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası'nı bu gülücükle ben başlattım, ben kapattım arkadaşlar.
Şöyle ki; bir açılış gecesi filmine gidebildim, bir de son gün kapanışta gösterilene.
Çok güzel iki film izledim sonuç olarak.

"Bırak Kendini" Bilinen bir konunun, yine bence bilinen tipik İtalyan ailesi tarafından yaşanması ile  gelişen komik olayları anlatıyor. Salon kahkahalarla çınladı resmen  :)

"Robot Jeeg" ise Bilim Kurgu türü filmleri sevmediğim konusunda kendimi sorgulamama sebep oldu.
Bir yerlerde en iyi film seçilmiş geçen yıl.
Velhasılı, aslında gösterimine gitmek istediklerime gidemedim, istemediklerimi izleyip çok beğendim. Size de oluyor mu böyle?
Hani ayaklarınızın geri geri gittiği bir yerden ayrılmak istememek, tatmak istemediğinizin dibini kazımak halleri?


Sonra, Ressam Sabiha Aker'in ÇSM deki pastel notürmort çalışmaları sergisini gezdim.
Hayran kaldım.







****
Fotoğraflarla Peru'yu tanıdım sonra.
Geçmişin İzleri Bugünün Renkleri adlı sergide.

Aslında tanıyorum da, sadece atlayıp gidemiyorum. Bendeki problem bu. 
Bilmeyince, öğrenmeyince sorun yok zaten. Ne özeniyor ne de hayal kuruyorsunuz.
Bilmeye gelince;
Benim gibi bir koleksiyonerseniz, küçücük objelerin ait oldukları yerlerin hikayelerini araştırıyor, üstelik onları fotoğraflarla destekleyip paylaşıyorsanız öğreniyorsunuz işte.

En son Portekiz deki Nazere Kasabası, kasabanın balıkçı kadınları hakkında bir dolu şey okudum.
Niye mi?






 İnkaların Güzel Ülkesi
Kasım ayımda Peru Filmleri Haftası var Ankara da. Umarım gidebilirim en azından yine bir
açılış, kapanış yaparım diye umuyorum. 





Dünyanın 7 Harikasından biri olan, yerli dilinde Yaşlı Dağ anlamına gelen 
Machu Picchu Dağı Cusco kentinde bulunuyor ve hala aktifmiş. Bakın dumanı tütüyor  :))




Harç kullanılmadan, kocaman kayaların kilit sistemi ile yerlerine oturtulduğu bu duvarları
youtube dan izlediğim bir gezi programında görmüştüm daha önce.



Lamalar And Dağlarının çilesini çeken sevimli evcil develer.
Baksanıza, insan o uzun boynuna sarılmak istiyor adeta.


Pek çoğumuz Nazca çölünde yer alan gizemli devasa büyüklükteki Nazca Çizgilerini  
Eric von Daniken'in Tanrıların Arabaları kitabından duymuşsunuzdur.

450 km2 lik bu alan 1994 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış.

****

 Bir de fotoğraf sergisi var sırada.


30 DORADUS

Abidin DİNO Sergi Salonunda fotoğraf  sanatçısı İpek Uğural doğumuna tanıklık ettiği 30 bebeğin fotoğraflarını sergiliyordu. 
Ömürleri hayırlı, sağlıklı, upuzun olsun inşallah.
Mesleği için;"Işığı ve renkleri biriktiriyorum" diyor. Ne hoş bir tanımlama.




30 Ekim 2017 Pazartesi

Tığ İşi Battaniye

Tığ işi, bana çocuk yaşımda ellerimin  sadece peşinde koştuğum topları tutmanın, 
komşu arsadaki bodur nar ağacının dallarına asılmanın, 
çamurdan köfteler yapmanın ötesinde bir şey için kullanabileceğimi öğreten ilk iştir.

Galiba bu sebepten de en sevdiğim, bana en kolay gelen iştir.
Bir parça ip ve küçük bir metal parçası ile insanın bunu yapabiliyor olması da hep şaşırtır :)



Böyle bir girizgahtan sonra size tül zarafetinde döküm döküm danteller göstermem gerek belki ama... 
Benim ki sadece yumruk kadar yumaklarla örülmüş, 
örerken hayaller kurdurmuş, "büyükanne işi" bir battaniye.


Örüp örüp doyamadıklarımdan olsa gerek, böyle iki battaniyelik motiflerim oldu zaman içinde.
Bu yüzden epeyce büyük tuttum ebatlarını. 
Sahibi bayıldı görünce. "Bu beni örter bile !" dedi sevinçle.
Örtsün, dedim. İşten eve geldiğinde, hani küçük bir molada, al kahveni kitabını eline, kurul en sevdiğin köşeye, çek üzerine benim sevgimi. Bak nasıl sımsıcak olacak için, dışın.
Sevgi bu, her derde deva :)


Böyle içimden, elimden gelenleri, geleneksel hediyelerin yanı sıra vermekten çok mutlu oluyorum.
Battaniye böylece paketlenip, düğün için gittiğim İstanbul yolculuğunda bana eşlik etti.

Beğenildi, sevildi, elden ele gezdi.
İyi ki örmüşüm dedim.

Sağlıklı, huzurlu, bereketli bir hafta diliyorum herkese.
Battaniyem gibi rengarenk ve neşeli olsun her gününüz inşallah!

*****

* Kiremit hanem, can parem. Sana verdiğim söz üzerine bugün işi gücü bıraktım, post hazırladım.
Hep söz versem, hep paylaşsam ve de böylece gecikmiş yazılar yazarı olmaktan çıkıversem. Ne iyi olur değil mi?. 




28 Ekim 2017 Cumartesi

Ankara da Hatice Rüzgarı Esti




Güler yüzlü, güzel kalpli Hatice  ( örgü çantam ) buralara gelip gideli epey oldu.
Bendeniz gecikmeli yazılar yazarı olduğumdan anca yer veriyorum.
Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımız bir öğle sonrası yaşadık hep birlikte.
Sonra Nalan, Müjde, ben, Hatice'nin şeker ablası, Merih ve Hatice dizildik böyle sedir yastığı gibi.
Ne iyi ettik. Mutluluğum yüzüme mi yansımış ne?



Yetmemiş olacak ki bir kaç gün sonra Merih ve Dilek ile Göksu Parkında buluştuk.
Ben çıtır simitler götürdüm, Merih de tavşan kanı çayını kaptı geldi.
Dilek'i de arayıp "bırak işi gücü gel" dedik. Kırar mı hiç ablasını :)




Dilek de, Merih de Göksu ya yürüme mesafesinde oturuyorlar. 
Benim evim biraz uzak ama ne gam!


Bu güneşli günler biter yakında. 
Biter değil mi? 
Bitmesin!


Hep geziyor hep geziyor! Diyelere;

Okudum:

Ördüm, diktim ama onlar sonra :)




21 Ekim 2017 Cumartesi

Perşembe Günü Sosyete Pazarı ve DİB Kitabevi




Sıhhıyedeki bu pazara yıllar içinde benim ikinci gidişim.
Bir kalabalık bir izdiham anlatılır gibi değil.
Çocukluğumdaki bayramların arefesindeki Mahmut Paşa yokuşu gibi.
Hava da bir güzel ki... 




Çıkmış tezgahın zerine almış eline zilleri.
Şakkada şak şak, şakkada şak şak... Bir yandan da mani söylüyor. Zevkli, neşeli bir iş sahibi arkadaş.


Mantar üzerine kabartma bu minik Tallinn tablosunu Ankara da hem de pazarda bulmama ne dersiniz? Özledim ya, ben hiss-i kalbel vuku diyorum :)




Gez, dolaş ayaklarımıza kara sular indi.
Aklıma esti,  Necati Bey Caddesinin başında Diyanet İşleri Bakanlığı Kitabevi vardır.

Geçen yıllarda Osmanlıca kitaplarımı aldığım, sevdiğim, huzurlu bir yer.
Üst katına bir Kitapkafe açılmıştı. Bir türlü gidememiştim.


Bir çay içimi uğrayalım dedik, akşamı ettik.
Caddeye bakan kocaman pencereleri, tertemiz havası, tazecik pastaları ve sakinliği ile o yorgunluğun üzerine  nasılda iyi geldi. 
Nereden bulacağınızı bilemediğiniz ne kadar kitap varsa orada. Her daim %20 indirimli üstelik.
Kat'ı Sanatçısı ve öğretmeni olan arkadaşım, hocasının kitaplarını görünce çok sevindi.

Sırası gelmişken ; Kat'ı Sanatı nedir? diyenler için yıllar önce kendisi bir de blog açmıştı.

Bakın işte   BURADA


Bu iki kitabı Nalan torunu için aldı. Şöyle bir baktım ve "bunları önce ben okuyabilir miyim?" dedim.

Bakın nasıl güzel anlatıyor yazar Özkan Öze;


"Bir fabrika düşünün, yüzbinlerce farklı renk, şekil ve tatta, milyarlarca şekerleme üretiyor olsun. Aynı fabrika, bütün bu işleri yaparken, arada çok acayip lezzetli gazozlar da yapıversin. Hem de on binlerce çeşit...

Böyle bir fabrika olur mu dersiniz? Bana göre olmaz! Ama toprak fabrikasında bundan çok daha imkansız şeyler olur."




Biz çay, pasta, kitap derken karanlık bastırmış. Önce  bir foto, sonra dooğru eve!

Kitap kokulu bir pazar gün dileğimle, sevgiler herkese.